aaaaaa Home Archive Random Ask Theme

275 plays

bilmiyorum hangi kumaşla sarmışlar ki seni doğduğunda
her hücren şimdi herkesinkinden farklı geliyor, parlıyorlar bana

işitmelerine anlam yüklemişsin benim ağzımın bile farkında değilken
okumayı öğrenmişsin benim sana yazacağımdan habersiz
gördüğün hacimlere isim takmışsın, biri bile ben olmadan
ve bir sürü hayal de kurmuşsun, beni hiç barındırmayan

ben de bilmiyordum seni görmeden bir keşifçi olduğumu
gemim karana vurduğunda fark etmedim önceleri ne bulduğumu
amerika’yı bulması gibi kolomb’un;
ama ben yeni bir kıta değil, yeni bir dünya buldum

öyle bir yerimden tutuyorsun ki benim
öyle bir yerim olduğunu bile yeni öğrendim

hiçbir şey yok muymuş senden önce?
nasıl yetiniyormuşum? dibinde kalmış her şeyin
çünkü kahvaltılarıma sabahlar indiriyorsun
gecelerime daha tatlı uykular
bana her şeyin bir tarafından tutacak bir yer gösteriyorsun
beni kendimle bile yeniden tanıştırıyorsun
yeniden alıştırıyorsun düşecek gibi olmaya,
ama bir yerden de bana bir şey olmasın diye her yerini her yerime bağlıyorsun
kaybediyorum kontrolü…
çünkü sağa kırsam da sana çıkacak yol, sola da
sofralarıma ziyafetler indiriyorsun: her şeyin tadı değişiyor
diğer herkes fonda bir kıpırtı olsun diye, yoksa görmüyoruz bile

yüzmeyi değil, ölmeden boğulmayı öğreniyorum;
gagamla tüm tüylerimi kopartıp, gagamı da kayalara vura vura düşürüp
bir kartal gibi, yeniden doğuyorum sanki

isimleri değişmeli tüm olanların
anlamını değiştirdin çünkü yaşamanın

her şeyin nasıl naif ve güzel…
seni neyle taçlandırabilirim ki
güzel şeyleri sen’lendirmek olabilir belki
ama hiçbir şey de hak etmez seni

yazmış olduğum hiçbir şeyi silmek istemiyorum
yaşadığım şeyleri reddetmek ya da
şimdiye kadar sevdiklerimi değil yok saymak,
istediğim, beni ben yapan her şeyi önüne sermek
hepsinden memnunum,
zira ardı sıra yapmışım hepsini,
galiba çözmüşüm şifreyi ki:
yaşadığım her şeyi birleştirdim, bulunduğum her durumun üstüne çıktım ve yerleştim
kendim olduğumu düşünürdüm sana kadar, oysa bir süreçtim

ama
her ne olduysa, şimdi ben oldum
ve olan her şey, beni sana getirdi
bundan ötürü lütfetmeliyim olan her şeye: attığım ve zamanında lanet ettiklerime bile
çünkü onlar ki: tüm olanlar,
beni senle birleştirdi.




341 plays

denk geliyorsun bir şekilde kırgın bir tarafıma
ağzımı açıp gülecekken kan tükürüyorum kaldırıma

nasıl yapıyorsun bilmiyorum, bir bulutun ondan kopmuş bir parçası
alıp beni senin yüzüne götürüyor
öylesine yürüyorum, hava alayım diye çıkıyorum
senin gibi gülümsüyor yol isteyen bir kadın bana

uzuyor yollar seninle
zaman seninle kısalıyor

tamam, biliyorum, biraz gücün olsa gelirdin
bir kapının dahi açık olacağını bilsem oraya geldiğimde, şimdiden senindim

uykumun gelmesini beklemek..
teslim edemem kendimi hayallere
birden hiç aklıma gelmeyenler çeliyor aklımı
birden hiç olmayanlar geliyor, hani olacaklardı?
belki bir yerlerde olmuşlardır, gülümsüyorum
birileri zaten yaşıyor bunları, gıpta ediyorum

suçlu hissetme
biten onca şeyden sonra sana bozulamam
sen bana bakma, ben büyütürüm
ama küçümseme de, ben zaten küçücüğüm

ben uykuya gidiyorum zaman önemli değil
daha az düşünürüm diye dalmak istiyorum
ama daha kötüsü, iyi rüyalardır
iyi rüyalar kötü olduğunu hatırlatır, ‘ah’ dedirtir
kabuslara dalmak istiyorum, oh çekmek uyanınca
birkaç günlüğüne, en azından bir süreliğine
bir an’a dahi razıyım
artık seni kabul etmesin aklım
öyle bir çık ki kafamdan, aklım almasın.




Title: Koop - Koop Island Blues (OFFICIAL VIDEO) HQ Artist: Ane Brun/Koop 134 plays

gel saklanalım, bizi bulamayacakları, bu metropolün dışında bir yere
çünkü güzelliklerin üzerine asfalt dökmeden edemiyor belediye

gel sallanalım, o eski büyük kulübün yanında yerden yüksek iki salıncak biliyorum
yavaşlamasını beklemeden, ayaklarımızı yere sürtmeden ya da, atlayacağız en hızlandığı anda
uzun zamandır dizlerimi parçalamamıştım toprakta

ben tamamım
ne kadar hızlı koşabilirsin kumda?
sahilden geçeceğiz semtleri birer birer
denizin kenarından, midyeleri ezeceğiz
biraz daha büyümeden kaçalım, daha aklımız ermeden bir şeylere
çünkü yoksa asla gidemeyiz

hay ben bu havanın!
boş ver ama şemsiye almayalım
sular yere değmeden ve diğer güneş doğmadan yetişmiş oluruz kaçıracaklarımıza
yanına çok da şey alma zaten, ben her şeyimi içimde taşıyorum

aşırıyorum gözlerimden büyüttüklerimi 
ve vallahi de üzülmüyorum buradan gittiğime
varsın taşrada taşlasınlar bizi
onlar en kötü, buradakilerin en iyi yapacaklarını yapar
hem orada küçük atlar var diye duydum
belki ben seni severken izleriz, bir seyis de onların yelelerini tarar.




Title: Green Carnation - The Burden Is Mine . . . Alone Artist: Green Carnation 270 plays

herkes soğuk diyor ‘dışarısı çok soğuk’

sen çıplaksın az çok, ve kollarını sıyırıyorsun bir şeylere
şangır diye yıkılan bir camın sesi değiyor gözlerime her sana döndüğümde

bir zaman geliyor, kopartabildiğini kopartıyorsun
sözler çok güzel duruyor, ama onların durmadan uçması gerekir dallarından rengarenk kuşlar gibi
kuşlar çok güzeller, ama açılmayan kanatlar, güzellikle, bir sabahı dahi delemiyorlar
onlardan hayır gelmeyeceğini anlıyorsun

bir zaman geliyor, ortadan yırtılıyor her şey
eskiler eskide kalıyor ama yetmiyor
ateş ediyorum ve bize denk gelmiyor her yerden sekiyor
sarılıyorsun bana, ‘korkma
bir el daha sıkıyorum, bakarak aynaya
seviyorum seni, ‘hayır, yapma

yetinemiyorum yarım ağız gülmeyle
yetemiyorum, biliyorum ki sözlerim bir çember kadar zayıf
yelteniyorsun ama kımıldayacak halin bile yok
beni alıyorlar yatağımdan, apartopar sokağa
kursağıma gökdelenler diktim ellerimle
söylemediğim taraflar, en beğendiğim yerinle

bensiz giden şu uçağı görüyor musun
fark etmiyorlar arkasından koşarken beni
bensiz kalkan şu gemiyi?
meydanda, demirlerin kenarındaki yemliği görüyor musun
-kuşlardan nefret ediyorum
hiç kuşku duyuyor musun gerçek olduklarından
ben her gün onları düşünüyorum

dağılıyor dikkatim, birden açılan saçlarla
tam neresindeyim hiç bilmiyorum ters düşüşün
artık bilmem gerek, düşlerim eriyip yataklardan akmış
ve artık tertemiz olduğum yer
aynı yerde kalmış ama sarsılıp dökmüşüm eteklerindekileri
şimdi yanıyorlar, çalmadan zilleri

biliyorum ki gelecek hiçbir zaman, bitişiğindekini geri getirmeyecek
ve biliyorum ki geri gelmeyecek hiçlikler de yine yolundan dönmeyecekti
saat yine aynı şekilde işleyecekti, yine evire çevire bizi yerlerimize iteleyecekti
aynı kendine yaptığı gibi -susup, geçen zamanın üstüne kondum safi
ben bir noktaya bakacaktım
ve belliydi, bir süre sonra senin gözlerin seçemeyecekti
kötüsü, bağırmak için bir kelimem dahi yok
en kötüsü, kar yağacak ve yine sadece kar yağmış olacak
daha da kötüsüyse bir yalandan yarım daha

galiba ben yalnızca sihire inanmak istedim
ama kendiliğinden bir çöp bile çıkmıyor topraktan

sana demirlerin ardındaki çanlar umut ve aşk getirecek
banaysa gözlerimi alamadığım duvarlar bir şey verir mi dersin?
-sanmam



o durup dinlemeyi seviyor
ben etrafta koşup konuşup duruyorum
çiçekli pembe elbiseler giyiyor o
benim en sevdiğim ayakkabılarım patlak kenarlarından

esasında benim de ilgimi çeker güzel kokular
ben de hanımellerinin altından geçiyorum
küçük kızlar apartman önlerinde çekirdek kırıyor
ben rutubet kokusunu seviyorum 

o nişantaşını seviyor
ben hanım abilerin üst sokağından ekmek arası anadolu
pahalı şaraplardan içiyorken sen
cihangir merdivenlerde ben kör oluyorum sahte alkolden

sonra beş paralık saat de bin paralık saat de aynı zamanı gösterdiğinde
sen bir şekilde, ben o şekil bulduğumuzda kafayı
ve vurduğumuzda kafayı, mühim değil nereye, paralelken eksene

sonra ben öylesine, sense dolu dolu tokken; dönerken bir tarafından köşenin
ne olduğu mühim değilken ve yürümek bedavayken herbir sokağından bu melez caddenin
olmadık şeyler yaşamışken pahayla biçilemezken gerçek olan ilk seferler
pişman olmamak için aldığın jeton, ve geri dönmek için sorduğun yollar kadar
nereye bıraktığını bilmediğin göz yaşların ve kaldırım ortalarında eğilip sevdiğin kediler kadar
üstünden geçen kuşlar ve taksiden inince bastığın felçli asfalt gibi
piyangodan çıkıyor bize, göğü çatırdatan, yağdıracak bulutlar
bir şeyin önemi kalmıyor zira, ulaştığın an bana.




 



Title: Asaf Avidan - Left Behind 290 plays

senin bana yüklediklerini düşün
benim senden koparmaya çalıştıklarımı
ağladıklarımızı düşün, fark etmeden diğerimizi
düşünsene bir, o tüm yitirdiğimiz değerlerimizi 

bir yol bulmaya çalıştık hep
öyle durduğumuzu düşündük zamanın ortasında
belki geçmişte kaldık zamanda, belki kendimizi geleceğimizi vadederken bulduk
hiç olmadık ve olmayacak insanlara

ama küçük bir ayrıntıyı atlamıyor muyuz?
saçlarının uzadığından anlayabilirsin bunu
ya da güçsüzleşip kırılan tırnaklarından
sokakta her gün beslediğin kedinin geçenlerde gittiğinden
‘en sevdiğim’in her an değişmesinden yahut
eskisi gibi olmadığından anlayabilirsin biraz da
biraz da, bir tarafından tutabilmenden artık hayatı
çünkü hiç değiştirmediğin bir saatin olsa dahi
saat yalnız kendini gösterse dahi
neleri değiştiriyor biliyorsun
nerede olduğumuzun bir önemi olmayacak
sen ve ben, büyük keşifler yapanlar bile, bir yerde
‘biri’ olacak öylece, şöylemesine uzanıp kalmış
öylesine ‘biri’ olacağız

güneş doğacak birimizin örtüsünün üstüne
diğerimizin kemiklerinin tozları bir nehirde erimiş olacak
tek bir bayrak olacak belki ortasında yerin, tek bir sancak

bilinmeyen hiçbir şey kalmamış olabilir mi o zaman?
sırrı çözülmüş bizim dürtükleyip durduklarımızın
sürüncemeye bıraktıklarımız kutu oyunlarından çıkacak artık
bizim yozlaştırdıklarımızın bile üzerine basılıp bir tabak alınacak raftan
sınırlar korunmuş olur belki
olmuş olup herkesin de istediği
yazdığımız şarkılarla dalga geçer gençler
‘umutsuzluğa kapılmak’ eylül gibi çıkan hafif bir hastalıktır safi
gözlerinden terleyen insanlar hemen gülüp geçiştirecek birbirini
işlerine uçarak gidecek babalar
herkes belki her şeyi denemiş olarak doğacak zaten
biz çoktan olmuş, doğmuş, kirlenmiş, pörsümüş ve ayrılmışken kendimizden
ardımızda bıraktığımız yalnız, biraz daha az oksijen

giderken bunları da düşün
güneşi yüzünde hissettiren şarkılar gibi. 




Title: Sleep Dealer - The Way Home 190 plays

soyunup tüm çıplaklığını giyinerek bir perdeyi
sürter omurlarına ihtirasım, yüklenirken sen hayatımı boynuna
asarken uslu bir günde kıyafetlerini kapının koluna
içeri biri girerken düşürecek her şeyini
her şeyin kayıp gidecek elinden, açılırken için acıyacak

ben
bütün serumlar iliklerime kadar seni akıtsın diye
öğrenmek isterdim, nasıl yaşar yuvarlanan bir bilye
söz konusu bir kayanın ucu olunca
söz gelimi bir yakanın diğer tarafı
söz konusu çekip gitmek olunca, kişisel intiharlarım refleksif
olay son laflar olunca, dönülen yoldaki ilk tümsekten çıkar avazım
az’ım aslında bir aşığın yapabileceğinden daha çok
bir annenin yüklendiğinden kat ve kat daha azım

öğütülemeyen olaylar hazmedemeyen bir bünye doğuruyor
artık bir neden olmaksızın pazarcılar gibi şuursuzca bağırıyor
ne dediğini bilmiyor esrik us
kimin dediğini bilmiyorum kulağıma ismimi
kimin fısıldadığını, ki üç boyutlu bir resimden kopmuştu kadın safi

bir parça kan için kaybederken sevdiğimi
bozuluyor tüm kızlar selelerinin üstünde
testili kadınlar varken bir meydanın göbeğinde
zeytinler yuvarlanırken yer masasında
bir gün gelip bana soracaksın halimi
bir derdimin olduğu, senden vazgeçtiğim andan beri
kadere inanmak gibi kolaya kaçtığımdan beri
elimi eteğimi çektiğim günden, taa bugüne kadar o günden
seninle olduğum son geceden
sen gittin diye korktuğum ve koptuğum andan itibaren zincirden:

ben korkağın tekiyim
bir ta’kat bile arayamayan uçmaya
ki kaldıysa da bilemeyeceğim
korkağın tekiyim seyirci kalan mesafelere
şimdiye kadar değil mi
öylece bıraksaydım kendimi bile, gelirdim

yollar öylece açılıyor sana açarken çiçekler 
ama bilmiyorlardı doğarken senin için toplanacaklarını
sana bir demet eski fotosentez getirirken ben
etrafta dönen polisler kavrayacak beni ensemden
sevmediğimi bilerek ellerimi çukurlarda mesh ederken
işte bırakıyorum ne olduğunu oluruna

bırakıyorum bak yuvarlanıyor bilye
kendini iter gibi köprüden
yer çekimine yenik düşerken dallar
alerjin başlarken ya da botlarının altında ezilirken sular
isteyemeyeceğim bir güzelliğin içindeyken
gözlerimi kapatır mısın artık boşalmış viteslerin,
kendini salmış liflerimin arasından
kontrol edemediğim göz kapağı kasımdan
gözlerimi iter misin parmak uçlarından, parmak uçlarıma doğru
beni bilirsin, az çok iyilik vardır içimde
bu yüzden it, ağırlaşmış ve sünmüş pistonları
açık gitmesin, bir renk bile
bir renk bile ağarmasın saçından
sana olacak çünkü bir güzellik
geldiğinde anlayacaksın o an
bütün gözlerin arasından diğer ikisi belirecek
sana bakacak ve seni bulacak
biri gelip benim yapamadığımı yapıp,
seni alıp sırtına koyacak
gün gelecek bak, biri bu heyelandan korkmayacak
bir gün bir ağaç en sert rüzgarda bile kopmayacak
sen onun üstünde oturacaksın
hayaller çizerken sana bulutlardan
rüyaya en çok benzeyen gerçeği
gelip biri, senin yapacak

tek bir şeyin adı kalır çünkü
yenmek veya hezimet değildir bu
o kadar küçük olamazdır artık
oyunlar koşuşturduğumuz parklarda kalmıştır

tek bir şey için isim olacak
dudaklarından tek bir sıfattan kaçmayan tek bir sözcük akacak
benim elmamı yiyeceksiniz ağacımdan
bu yüzden, mutsuz olmayacağım
en güzel şeylerle, başka bir yerdeyken bile sen
orada, yol olmayan her yer yeşil
bana güven. 




191 plays

başladığında müzik, sardı kükreyen bir kalabalık etrafını
yalnız hissetmemen gerekiyordu benim gözlerimden ötürü
çünkü ovuşturuyordum bütün vücudunu, seyreltemezken diğerleri bağımızı

ama tut beni
çünkü ben senin ilk aşkın olabilirim
beni gördüğün anda karnına ağrılar girebilir
kelebeklerden bahsedemiyorum sana
dünya bile dönmeyebilir diyorum

beni tut ve bırakma, çünkü bu senin ilk karmaşan olabilir
içinden çıkamadığın ve bileklerinde olduğu halde boğulduğun su
bir yandan çıkmak için çırpındığın
bir yandan kendi kendini çekersin dibe, paçalarından
bir kusur bulabilir tabii zihnin, ama bu sefer aklını kullanman da gerekmeyebilir
kontrolünü yitirmen gerek çünkü dümen beynindedir hep, zihin prangasıdır kalbinin

beni tut ve bırakma
şimdiye kadar içinde biriktirdiğin bütün uktelerini benle bozdur
çünkü senin en başından beri olması gereken
hiçbir şeye pişman olmaman gereken’inimdir belki
attığın her aksak adım için dua ettireceğim
çünkü yolun sonunda beni görecekmişsin ki tökezlemeler duraksatmış seni
öyle bir zamanlama yapmış ki karma, muazzam

hiç bitmeyecek bir hazine, en kambur tümseklerde
ayağını boşluğa denk getirip seni sendeleten çukurlarda bile
beni tut ve sakın bırakma
çünkü duygular çok zor etki eder öyle bir biyolojiye
kimya, sadece tek bir ortak temastan geçtiğinde
ben senin ölümsüz hazinen olabilrim. 




192 plays

şoförünün gözünün içine bakarak kaçırdım otobüsü
küfürler duyarak gönderdim kendime, kadınımı
kaç gündür yıkanmadım ve aç bıraktım kendim gibi kedimi

artık birkaç nota yetiyor
artık birkaç harf süreya yetiyor yazmama
artık iki tırnak bile yetiyor
personaya mezarlar kazmaya 

güneşli havalarda dinlediğim şarkılar bile değişti
alt komşu da herhalde artık sever oldu müzikleri
özlüyorum oysa un kurabiyesi dolu sepetleri
özlüyorum maç izlerdim koltukların üzerinde
takım tutmuyorum şimdi, fark etmiyor renkler çünkü

artık sevebildiklerimden vazgeçebiliyorum
küçük tutkular edindim birkaç günde
birkaç gündür kitap okuyorum
söylediklerimin yarısı yalan
geri kalanını da alıyor zaman
duyduklarımın yarısı benim
gerisi, öyle, ağzımdan çıkan

insanlar boş kağıtlar gibi geliyorlar
insanlar işlenmiş ağaçlar gibi geliyorlar
insanlar incelmiş dallar gibi geliyorlar
hakimin kıracağını alıyorum elinden
onların üzerine yazıyorum
ve hiç yaşlanmıyorlar

yoksulum, bir umudu paylaşıyorum suya bandığım
uzak duruyorum iki kıta arasında boğulmaktan 
üstelersem hemen üstleniyor biri
diri diri gömülmek istiyorum
senin hakkın o değildi, ben çaldım yarısını

tümsekleşecek zamanla yaran
kuruyacak ve kabuk tutacak
bir çocuğun olana kadar unutacaksın hatta
benim hala aynı yerim acıyor olacak
herkesin derdi kendine büyük
kabuğunu atacak tüm diğer kapaklar
senin en büyük aşkın, o olarak kalacak

artık hiçbir yere gerecek inançlı bir göğsüm yok
tortulları boşveriyorum ben magmayı deliyorum

bir taraftan da, yakacaklar beni
serpecekler kanyona diye
huzurluyum. 




191 plays

yalnızca inat ediyorlar, öyle saf duyguların ucunda, safi kazanmak var
aslında kızdıkları şeyleri de en iyi kendileri yapıyorlar

cebim delik, servetim akıyor paçalarımdan
kalbin delik, düşeceksin yere, anlamazsın nasıl da geçiyor zaman

sen de oyunlar oynamak istemezdin
ama sana tırmık ve kürek vermişler
sanki sana sadece bir yuva diye
kumdan kaleler öğretmişler

yalnızca sevap kazanmak için yapıyorlar
kapıyorlar aç bir kalbi, sevgiyle kaplıyorlar
evet yaptıkları yalnızca bu
içi boş bardakların dışını, su ile boyuyorlar 

oysa küçükken derdimiz ödevimizi bitirmekti
alt komşunun kızıydı derdimiz, karşı apartmanda ne olduğu

aile albümlerinden sızmış siyah beyaz fotoğraflar

babam eski solcu
ben ikinci yeni
hep kapanıyor defterler göremeden son sayfayı
içi rahat ölen kim kaldı ki
batıyor bütün gemiler
ben süremeden güverteden tayfayı

yelkovanı tutsak bile, akrep sokacak ‘ne güzel’ bir günde bizi

ben yedi yaşım gibi, ölecek olduğumu hatırlıyorum
gözlerimin altları mosmormuş, bir kadının kolundan sarktı kafam
bir gözüm yuvarlandı
bir kadının kucağından

ben bir zamanlar gibi, mutlu olduğumu hatırlıyorum
yarım uyaklara razı kaldığımı ve sevmediğim hiçbir yemek olmadığını
öğretmenler gününde şiir yazabildiğimi
her yirmi üç nisanda yağmur yağdığını
tam tükürmüşken camdan
vallahi dedim baba komşu kaptı nemi havadan

tam tükürmüşken camdan
artık o enzimler genzimin insanları
keza, sindiremiyorum gibi artık olanları.







I'm following: